top of page

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün Acı Hikayesi

  • Yazarın fotoğrafı: Ela ARSLANKAYA
    Ela ARSLANKAYA
  • 8 Mar
  • 3 dakikada okunur


Hikayesi çoook eski zamanlara dayanan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün kökleri, kadın emeğinin en sert biçimde sömürüldüğü yıllara uzanır.


“1857’de, New York’ta bir dokuma fabrikasında çalışan yaklaşık 40 bin işçi, günde 16 saati bulan çalışma süresinin 10 saate düşürülmesi ve ücretlerin artırılması talebiyle greve çıktı. Bu büyük direnişin öncülüğünü kadınlar yapıyordu ve bu eylem döneminin en kitlesel kadın işçi eylemlerinden biriydi.

Polisin müdahalesi gecikmedi. Çatışmaların ardından, patronların da desteğiyle binlerce işçi fabrikaya kilitlendi. Tam bu sırada çıkan yangın faciaya dönüştü. Kapılar kilitli olduğu için içeride mahsur kalan 129 işçi yaşamını yitirdi.


Olay, ABD basınında büyük ölçüde görmezden gelinse de, hayatını kaybeden işçilerin cenazesine yüz bini aşkın insan katıldı. Bu acı, kadın emeğinin görünmezliğini daha da görünür kıldı.


Yıllar sonra, kadın hakları mücadelesinin önemli isimlerinden Clara Zetkin, 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda kadınlar için ortak bir mücadele günü belirlenmesini önerdi. O dönemde pek çok ülkede kadınların seçme ve seçilme hakkı dahi yoktu. Zetkin’in önerisi kabul edildi ve her yıl aynı gün, kadınların işçi sınıfıyla dayanışma içinde hak mücadelesini büyüteceği bir gün ilan edilmesi kararlaştırıldı.

Böylece 8 Mart, emeğin, eşitliğin ve siyasal hakların talep edildiği uluslararası bir dayanışma günü olarak tarih sahnesindeki yerini aldı. Bugün de dünyanın neresinde olursa olsun, kadının yaşamın her alanındaki vazgeçilmez konumunu hatırlatmaya devam ediyor.”


Farklı kaynaklarda farklı anlatımlarına ulaşabileceğimiz tarihsel çerçeve bu.

Bu nedenle 8 Mart’ı takvimde işaretli bir tarihe indirgemek, meselenin özünü ıskalamak demektir. Bu gün, romantik jestlerin ötesinde siyasal, ekonomik ve kültürel eşitsizliklerin cesaretle ele alınması gereken bir yüzleşme alanıdır.


Ne bir lütuf ne de törensel bir incelik…

Aksine, bugün modern toplumun kendi çelişkileriyle hesaplaşma çağrısıdır.

Kadınlar neden mücadele ediyor?

Çünkü “namus” adı altında bireysel varlıklarının kolektif denetime açılmasına itiraz ediyorlar.

Çünkü bedenlerinin savaşın, göçün, ideolojik çatışmaların sembolik ganimeti haline getirilmesini reddediyorlar.

Çünkü eşit işe eşit ücret talebi hala küresel ölçekte karşılanmış değil.

Çünkü bakım emeği görünmez sayılıyor ve kreş hakkı, sosyal devletin asli sorumluluğu olmaktan çıkarılıp aile içine hapsediliyor.

Bu bağlamda da mesele sadece “takvimde özel bir gün” olmaktan çıkıp başka bir noktaya eviriliyor…


Geçmişten günümüze kırılmaz çelik halatlarla bağlı bir şekilde devam eden zorla evlendirilmeler, başlık parası, çocuk yaşta evlendirilme dayatmaları gelenek adı altında sürdürülen tahakküm biçimleridir.

Sigortasız, güvencesiz ve sendikasız çalışma kadın emeğini ucuzlaştıran ekonomik düzenin sonucudur.


Taciz, tecavüz ve cinsel sömürü bireysel sapkınlıklarla beraber cezasızlık kültürüyle beslenen yapısal sorunlardır.

Töre ve “aile onuru” cinayetleri ise ataerkil denetimin en kanlı yüzüdür.

Bu tabloyu yalnızca “kadın sorunu” olarak adlandırmak ise eksik kalır.

Bu bir demokratikleşme sorunudur. Hukukun üstünlüğü sorunudur. Sosyal devlet sorunudur.

Etnik kimlikler üzerinden toplumları birbirine kırdıran ırkçı politikalar en çok kadınların hayatında yıkıcı sonuçlar doğurur. Savaş ve işgal koşullarında ilk hedef alınan yine siviller, çoğu zaman da kadınlar ve çocuklardır…


Dolayısıyla 8 Mart, barış talebinden ayrı da düşünülemez.

Altını kalın kalın çizerek belirtmek gerekirse bugün haladünyanın birçok yerinde kadınlar eğitimde, istihdamda, siyasette ve gündelik hayatta sistematik eşitsizliklerle karşılaşıyor. Cam tavan metaforu artık bir klişe olabilir amakarar alma mekanizmalarındaki temsil oranları hala bu klişeyi doğruluyor.

(cam tavan metaforu)


İşte tam da bu nedenle biz kadınlar “kadın erkek eşit değildir, kadın fevkaladenin fevkinde bir şeydir” demiyoruz.

Pozitif ayrımcılık istemiyoruz.

Bugün geldiğinde, platformların bize dayattığı ve sesimizi sadece “bir” günlüğüne haykırmamıza izin veren programları istemiyoruz.

Ayakta kaldığımızda bize yer vermeyin, ağır bir şey taşırken elimizden almayın, bir kapıdan geçerken önceliği bize vermeyin, kapitalist sistem çerçevesinde markalardan bugüne özel indirim bildirimleri de atmayın.


İSTEMİYORUZ…

Özetle 8 Mart’ta dile getirilen hiçbir talep “özel ayrıcalık” talebi olarak değerlendirilmemeli.

Hukukun eşit uygulanması, emeğin karşılığının verilmesi, şiddetten korunma hakkının güvence altına alınması…

Bunlar evrensel insan haklarıdır.


Kadını yücelten, kutsallaştıran ya da mağduriyet üzerinden idealize eden bir dil gerçekliği örter. Çünkü kadınlar ne kırılgan bir sembol ne de ahlaki bir metafordur. Kadınlar, toplumun yarısını oluşturan özneler olarak hak, özgürlük ve adalet talep ediyorlar.


8 Mart bu talebin tarihsel hafızasıdır.

İnsanca bir yaşam için,

Eşitlik için,

Sömürüsüz bir düzen için…

Burada birçok erkeğin de ses, el ve destek verdiğini çok iyi bildiğim için sadece kadın diyerek sınırlandıramayacağım bu mücadele, bir güne sığmayacak kadar uzun ama bir günü bile hafife alınamayacak kadar ciddidir.

Ve son olarak yine ve yeniden;

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR !!!


1 Yorum


Hiệp Nguyễn Văn
Hiệp Nguyễn Văn
5 gün önce

De analytische toon lijkt mij redelijk en consistent. Observaties blijven verankerd. Verdere contextuele materialen over het probleem zijn te vinden op de website. De breedte van de analyse wordt vergroot door op platforms gebaseerde entertainmentecosystemen.

Favbet

Beğen
SiRA_06.jpg

Astarte

 

MOON

BOOT

GIFT BY CUP INN

Creatlish

© 2026 by Creatlish

  • Instagram
bottom of page